Atakom
Serena
başman
acapulco

Hüdaverdioğlu :“Bizim için radar ekranındaki uçağın bayrağı yoktur; orada önce insan vardır.”

GÜNCEL 29.08.2026 - 14:35, Güncelleme: 29.08.2026 - 14:41
 

Hüdaverdioğlu :“Bizim için radar ekranındaki uçağın bayrağı yoktur; orada önce insan vardır.”

Hava trafik kontrolörleri Sendikası Başkanı Hüdaverdioğlu, 19 Ağustos’ta yaşanan hava trafik olayının henüz tüm teknik veriler ortaya konulmadan siyasallaştırılmaması gerektiğini belirterek, uçuş emniyetinin siyasi mücadelelere alet edilmemesi çağrısında bulundu.
Hava Trafik Kontrolörleri Sendikası Başkanı Hüdaverdioğlu, Kıbrıs Rum tarafındaki bazı siyasi çevrelerin Kıbrıs Türk toplumunun uluslararası görünürlüğünü sınırlandırmaya yönelik girişimlerinin farklı alanlarda arttığını savundu. 19 Ağustos 2026’da Türk Hava Kuvvetleri’ne ait askeri nakliye uçağı ile sivil yolcu uçağı arasında yaşanan hava trafik durumuna da değinen Hüdaverdioğlu, olayın gerçek niteliğinin siyasi açıklamalarla değil, radar kayıtları, telsiz görüşmeleri ve diğer teknik verilerin incelenmesiyle ortaya konulabileceğini belirtti. Henüz bağımsız teknik incelemeyle kesinleşmiş bir sonuç bulunmadığına dikkat çeken Hüdaverdioğlu, olayın “çarpışmanın eşiği” veya geniş çaplı bir emniyet krizi şeklinde sunulmasının doğru olmadığını ifade etti. Bölgedeki güvenlik koşullarının da göz ardı edilmemesi gerektiğini belirten Hüdaverdioğlu, Türkiye’nin Kıbrıs’taki güvenlik sorumluluklarının ve garantörlük statüsünün dikkate alınması gerektiğini kaydetti. Hüdaverdioğlu, uçuş emniyetinin sağlanması için Ercan ile Rum hava trafik birimleri arasında doğrudan iletişim hattı kurulmasının önemli bir adım olacağını belirterek, bunun siyasi tanıma anlamına gelmeyeceğini vurguladı. Hüdaverdioğlu, açıklamasını şu ifadelerle tamamladı: “Bizim için radar ekranındaki uçağın bayrağı yoktur; orada önce insan vardır.” Açıklamanın tamamı şöyle : "Son dönemde Kıbrıs Rum tarafındaki bazı siyasi çevrelerin, Kıbrıs Türk toplumunun ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin uluslararası alandaki görünürlüğünü sınırlandırmaya yönelik girişimlerinin farklı alanlarda art arda gündeme geldiğini kaygıyla takip ediyoruz. Bu yaklaşımın örneklerini önce sosyal, kültürel ve sportif alanlarda gördük. Kuzey Kıbrıs’ta gerçekleştirilmesi planlanan uluslararası müzik etkinliklerine yönelik girişimler, ardından uluslararası bir futbol kampının iptali... Tek tek ele alındığında her olay için farklı gerekçeler öne sürülebilir; ancak ortaya çıkan bütünlük, Kıbrıs Türk toplumunun dünyayla temasını daraltmaya yönelik bir çizgiye işaret etmektedir. Ve şimdi aynı yaklaşımın, insan hayatını doğrudan ilgilendiren havacılık alanına taşınmak istenmesi kaygı vericidir. 19 Ağustos2026'da Türk Hava Kuvvetlerine ait bir askeri nakliye uçağı ile bir sivil yolcu uçağı arasında yaşanan trafik durumu, Kıbrıs Rum Hava Trafik Kontrolörleri Sendikası tarafından ciddi bir "ramak kala" olarak tanımlanmış, ATCEUC da bu anlatımı esas alarak uluslararası kuruluşlara başvurmuştur. Ancak bir hava trafik durumunun gerçek niteliği, siyasi açıklamalarla değil; radar kayıtları, telsiz haberleşmeleri ve ilgili tüm teknik verilerin birlikte incelenmesiyle belirlenir. Olayın ardından Rum Sivil Havacılık kaynaklarına yansıyan değerlendirmelerde dahi durumun "yönetilebilir" olduğu ifade edilmiştir. Türk ve Kıbrıs Türk tarafının kamuoyuna yansıyan anlatımı ise farklıdır. Bu anlatıma göre, trafik önceden görülmüş ve süreç kontrollü biçimde yönetilmiştir. Her iki anlatım da bağımsız teknik incelemeyle doğrulanmış nihai bir sonuç değildir. Tam da bu nedenle, henüz tüm veriler ortaya konulmadan bir trafik durumunun, "çarpışmanın eşiği" veya geniş bir emniyet krizi şeklinde kesinleştirilerek siyasallaştırılmasını doğru bulmuyoruz. Türk askerî unsurlarının ve insansız hava araçlarının varlığını içinde bulunduğumuz olağanüstü bölgesel güvenlik şartlarından tamamen bağımsız ele almak da gerçekçi değildir. Doğu Akdeniz ve Orta Doğu ciddi bir gerilim döneminden geçmektedir. Bu şartlar altında Türkiye’nin Kıbrıs’la ilgili güvenlik sorumlulukları da göz ardı edilemez. Türkiye’nin garantörlük statüsü uluslararası antlaşmalara dayanmaktadır ve bu gerçek yok sayılamaz. Aynı dönemde Yunanistan’ın da adada askeri hava ve deniz unsurları bulundurduğu bilinmektedir. Bir taraftaki askeri varlık güvenlik tedbiri olarak değerlendirilirken, Türk askeri varlığının tek başına tehdit olarak sunulması tutarlı değildir. Eğer öncelik gerçekten uçuş emniyetiyse, çözüm sanıldığı kadar zor değildir. Geçmişte de önerildiği gibi, Ercan ile Rum hava trafik birimleri arasında kurulacak doğrudan bir iletişim hattı, birçok koordinasyon sorununu önleyebilir. Bu, herhangi bir siyasi tanıma anlamına gelmez; yalnızca insan hayatını korumaya yönelik teknik bir adımdır. Bizim için radar ekranındaki uçağın bayrağı yoktur; orada önce insan vardır. Tam da bu nedenle uçuş emniyetinin siyasi mücadelelere alet edilmesine karşıyız."..
Hava trafik kontrolörleri Sendikası Başkanı Hüdaverdioğlu, 19 Ağustos’ta yaşanan hava trafik olayının henüz tüm teknik veriler ortaya konulmadan siyasallaştırılmaması gerektiğini belirterek, uçuş emniyetinin siyasi mücadelelere alet edilmemesi çağrısında bulundu.

Hava Trafik Kontrolörleri Sendikası Başkanı Hüdaverdioğlu, Kıbrıs Rum tarafındaki bazı siyasi çevrelerin Kıbrıs Türk toplumunun uluslararası görünürlüğünü sınırlandırmaya yönelik girişimlerinin farklı alanlarda arttığını savundu.

19 Ağustos 2026’da Türk Hava Kuvvetleri’ne ait askeri nakliye uçağı ile sivil yolcu uçağı arasında yaşanan hava trafik durumuna da değinen Hüdaverdioğlu, olayın gerçek niteliğinin siyasi açıklamalarla değil, radar kayıtları, telsiz görüşmeleri ve diğer teknik verilerin incelenmesiyle ortaya konulabileceğini belirtti.

Henüz bağımsız teknik incelemeyle kesinleşmiş bir sonuç bulunmadığına dikkat çeken Hüdaverdioğlu, olayın “çarpışmanın eşiği” veya geniş çaplı bir emniyet krizi şeklinde sunulmasının doğru olmadığını ifade etti.

Bölgedeki güvenlik koşullarının da göz ardı edilmemesi gerektiğini belirten Hüdaverdioğlu, Türkiye’nin Kıbrıs’taki güvenlik sorumluluklarının ve garantörlük statüsünün dikkate alınması gerektiğini kaydetti.

Hüdaverdioğlu, uçuş emniyetinin sağlanması için Ercan ile Rum hava trafik birimleri arasında doğrudan iletişim hattı kurulmasının önemli bir adım olacağını belirterek, bunun siyasi tanıma anlamına gelmeyeceğini vurguladı.

Hüdaverdioğlu, açıklamasını şu ifadelerle tamamladı: “Bizim için radar ekranındaki uçağın bayrağı yoktur; orada önce insan vardır.”

Açıklamanın tamamı şöyle :

"Son dönemde Kıbrıs Rum tarafındaki bazı siyasi çevrelerin, Kıbrıs Türk toplumunun ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin uluslararası alandaki görünürlüğünü sınırlandırmaya yönelik girişimlerinin farklı alanlarda art arda gündeme geldiğini kaygıyla takip ediyoruz. Bu yaklaşımın örneklerini önce sosyal, kültürel ve sportif alanlarda gördük. Kuzey Kıbrıs’ta gerçekleştirilmesi planlanan uluslararası müzik etkinliklerine yönelik girişimler, ardından uluslararası bir futbol kampının iptali... Tek tek ele alındığında her olay için farklı gerekçeler öne sürülebilir; ancak ortaya çıkan bütünlük, Kıbrıs Türk toplumunun dünyayla temasını daraltmaya yönelik bir çizgiye işaret etmektedir. Ve şimdi aynı yaklaşımın, insan hayatını doğrudan ilgilendiren havacılık alanına taşınmak istenmesi kaygı vericidir. 19 Ağustos2026'da Türk Hava Kuvvetlerine ait bir askeri nakliye uçağı ile bir sivil yolcu uçağı arasında yaşanan trafik durumu, Kıbrıs Rum Hava Trafik Kontrolörleri Sendikası tarafından ciddi bir "ramak kala" olarak tanımlanmış, ATCEUC da bu anlatımı esas alarak uluslararası kuruluşlara başvurmuştur. Ancak bir hava trafik durumunun gerçek niteliği, siyasi açıklamalarla değil; radar kayıtları, telsiz haberleşmeleri ve ilgili tüm teknik verilerin birlikte incelenmesiyle belirlenir. Olayın ardından Rum Sivil Havacılık kaynaklarına yansıyan değerlendirmelerde dahi durumun "yönetilebilir" olduğu ifade edilmiştir. Türk ve Kıbrıs Türk tarafının kamuoyuna yansıyan anlatımı ise farklıdır. Bu anlatıma göre, trafik önceden görülmüş ve süreç kontrollü biçimde yönetilmiştir. Her iki anlatım da bağımsız teknik incelemeyle doğrulanmış nihai bir sonuç değildir. Tam da bu nedenle, henüz tüm veriler ortaya konulmadan bir trafik durumunun, "çarpışmanın eşiği" veya geniş bir emniyet krizi şeklinde kesinleştirilerek siyasallaştırılmasını doğru bulmuyoruz. Türk askerî unsurlarının ve insansız hava araçlarının varlığını içinde bulunduğumuz olağanüstü bölgesel güvenlik şartlarından tamamen bağımsız ele almak da gerçekçi değildir. Doğu Akdeniz ve Orta Doğu ciddi bir gerilim döneminden geçmektedir. Bu şartlar altında Türkiye’nin Kıbrıs’la ilgili güvenlik sorumlulukları da göz ardı edilemez. Türkiye’nin garantörlük statüsü uluslararası antlaşmalara dayanmaktadır ve bu gerçek yok sayılamaz. Aynı dönemde Yunanistan’ın da adada askeri hava ve deniz unsurları bulundurduğu bilinmektedir. Bir taraftaki askeri varlık güvenlik tedbiri olarak değerlendirilirken, Türk askeri varlığının tek başına tehdit olarak sunulması tutarlı değildir. Eğer öncelik gerçekten uçuş emniyetiyse, çözüm sanıldığı kadar zor değildir. Geçmişte de önerildiği gibi, Ercan ile Rum hava trafik birimleri arasında kurulacak doğrudan bir iletişim hattı, birçok koordinasyon sorununu önleyebilir. Bu, herhangi bir siyasi tanıma anlamına gelmez; yalnızca insan hayatını korumaya yönelik teknik bir adımdır. Bizim için radar ekranındaki uçağın bayrağı yoktur; orada önce insan vardır. Tam da bu nedenle uçuş emniyetinin siyasi mücadelelere alet edilmesine karşıyız."..
Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve zirvekibris.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.